Cuma , Ağustos 18 2017

Ana Sayfa / Dini Hikayeler / İsa (a.s) ile Sofu

İsa (a.s) ile Sofu

Hz. İsa (a.s.) gezilerinden birinde yüksek bir dağın tepesine çıkar. Dağın tepesinde yüksek kayalar, yeşil çimenlikler ve buz gibi suyu olan çeşitli büyüklükte göller vardır. Hz. İsa (a.s.) bu gönül ferahlatıcı manzara ortasında hayran hayran dolaşırken gözüne süt gibi ak ulu bir kaya ilişir. Kayanın güzelliği karşısında adeta kendinden geçmiştir.

Yüce Allah (c.c.), tam bu anda vahiy yolu ile İsa’ya şöyle seslenir:

“Ey benim sevgili Peygamberim İsa! Sana bu gördüğünden kat kat güzel bir manzara göstermemi ister misin?”

Hz. İsa (a.s.) bu ilâhi seslenişe

“İstemez olur muyum, ey varlıkların ortaksız sahibi!” diye cevap verir.

Hz. İsa’nın bu istekli cevabı üzerine göz alıcı süt beyaz kaya hemen yarılıverir. Kayanın içinde aksakallı, şal elbiseli ve bastonlu bir ihtiyarın bulunduğunu görür. Hz. İsa (a.s.) bakar ki nur yüzlü ihtiyarın hemen önünde bir zeytin ağacı vardır ve bembeyaz sakallı ak ihtiyar, ak kaya içinde namaz kılmaktadır. Hz. İsa (a.s.) ard arda gözleri önüne serilen bu manzarayı derin bir şaşkınlık içinde seyreder.

Uzun bir müddet karşısında olup biten fevkalâdeliklere bakakaldıktan sonra Hz. İsa (a.s.) namazını bitirerek her iki yanına selâm veren aksakallı ihtiyara sorar:

“Şu gördüğüm zeytin ağacı neyin nesidir?”

İhtiyar, gülümseme saçan bir çehre ile dudaklarını aralayarak Hz. İsa’ya şu cevabı verir;

“O gördüğün zeytin ağacı benim her günkü gıdamı temin etmektedir. Ağaçta yetişen zeytinlerle yıl boyunca karnımı doyurur ve insanlar arasına hiç karışmadan şu mağarada Allah’ıma ibadet ederim.”

Yüce Allah’ın öz soluğu olan Hz. İsa (a.s.), aksakallı ihtiyara,

“Kaç yıldan beri bu kaya oyuğunda yaşıyor, Allah’a ibadet ediyorsun? Diye ikinci bir soru sorar.

Nur yüzlü ihtiyarın verdiği cevap şu olur:

“Tam dört yüz yıldan beri şu mağarada kalıyor ve bütün vaktimi yüce Yaradan’a ibadet ederek geçiriyorum. Bu kadar uzun yıllar içinde bir kere bile şu kaya kovuğundan çıkarak insanlar arasına kavuşmuş değilim.”

Hz. İsa (a.s.) ihtiyarın bu sözleri üzerine hudutsuz bir sevinç duydu. Ümmeti arasında yığınlarla beyinsiz günahkârın yanında böyle bir Allah erinin bulunmasından iftihar duydu. Hz. İsa’nın göğsünü kabartan bu iftihar duygusu üzerine yüce Allah (c.c.) vahiy yolu ile O’na seslendi:

“Ey benim öz soluğum ve sevgili Peygamberim, Meryem oğlu İsa! Bana dört yüz yıldan beri durmadan ibadet eden bu nur yüzlü ihtiyar, ümmetinden biridir diye düşünerek nur yüzlü sofu ile iftihar duyuyorsun, bu iftiharında gerçi yerden göğe kadar haklısın. Fakat şunu da bilmelisin. Senden sonra Muhammed adında bir peygamber göndereceğim. Kâinatın tümünü yüzü suyu hürmetine yaratmış olduğum bu sevgili Peygamberime bir beraat gecesi vereceğim. İçinde rahmetimin insanlara bol bol yağacağı bu gece Şaban ayının onbeşinci gecesidir. Muhammed’in ümmeti arasında bu geceyi temiz yürekli ibadetle geçiren kulum senin ibadetine hayran olduğun bu nur yüzlü ihtiyardan nezdimde daha üstün derecelidir.”

Yüce Allah (c.c.), hepimizi mübarek “Berat Kandili” gecelerini ibadetle sabaha bağlayarak yüzyıllarca ibadet ederek kazanılacak sevaba birkaç saat içinde sahip olmasını bilen kullarından eylesin, âmin!

Bir önceki yazımız olan İstanbul'un Manevi Fatihi başlıklı makalemizde Hace Muhammed Kasım ve Ubeydullahı Ahrar hakkında bilgiler verilmektedir.

ÖNE ÇIKAN YAZILAR

Adak

Padişahlar meclisinin kandili Sultan Mahmut Gazne’den kalkıp Hintlilerle savaşa gitmişti. Hintlilerin pek kalabalık olan ordularını …

Adalet

İstanbul’un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkumları serbest bırakmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki papaz …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir