Kadın
nasıl giyinmeli?
(www.huzuradogru.com)
Kadınların vücût hatlarının
[kaba avret yerlerinin şekli ve rengi] belli olmayacak herhangi bir elbise ile
örtünmesi farzdır. İslâm dini, kapanmayı emretmiş, fakat belli bir örtü şekli
bildirmemiştir. (Dürer-ül-mültekıte)
Peygamber
efendimizin ve Eshâb-ı kirâmın mübârek hanımları, çarşafla örtünmemiştir.
Hiçbir kitapta çarşaf giydikleri bildirilmemiştir. Milhâfe, ferâce, fistan,
entâri giydikleri birçok kitapta bildirilmiştir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri de,
böyle değişik elbise giydiklerini 313. mektûbunda bildiriyor. Bu husûslar,
Câmi'urrumûz ve Hidâye kitabında da bildiriliyor.
Kapanması
gereken yerleri örtmek ve yukarıda bildirilen vücût hatlarını belli etmemek
şartı ile kadınlar, bulunduğu şehrin âdetine uygun giyinir. Çünkü elbise gibi
mubâhlarda, şehrin âdetine uymamak tahrimen mekrûhtur. Zarûret olmadıkça,
harâmlarda hiçbir yerin âdetine uyulmaz. (Hadîka)
Peygamber
efendimiz, ayaklarına kadar uzun gömlek, ya'nî entâri giymiştir. Şalvar ve
pantalon giymemiştir. Bunları giymek âdette bid'attir. Âdette bid'at olan şeyi
yapmak günâh değildir. Taksiye, uçağa binmek de âdette bid'attir. Bunları
yapmak günâh değil dinin emridir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden
gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin bol pantalon veya şalvar
giymeleri câizdir, günâh olmaz. Elbisenin şekli ibâdet değil, âdettir. Çünkü
Peygamber efendimiz, papaz ayakkabısı, Rum elbisesi giymiştir. (Redd-ül muhtâr)
Sünnet-i zevâid
Peygamber
efendimizin böyle âdet olarak yaptığı şeylere Sünnet-i zevâid denir. Bunları
terketmek günâh olmaz. (Hadîka)
(Bir kavme
benziyen onlardandır) hadîs-i şerîfi, ibâdetlerde benzemenin tehlikesini
bildirmektedir. Meselâ papaz zünnarı ve haç takmak böyledir. Dikiş makinası,
daktilo, elbise gibi şeyler ise âdettir. Âdetlerde kâfirlere benzemek günâh
olmaz.
Peygamber
efendimiz, her zaman belli bir elbise giymezdi. Ba'zan Rum, ba'zan Arab
elbisesi giyerdi. Kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. (Tirmizî)
Ahzâb sûresinde
kadınların cilbâb giymesi emrediliyor. Cilbâb nedir?
Cilbâb,
erkeklerin de, kadınların da giydikleri bir elbise, bir gömlektir. Zevâcir ve
Berîka'daki hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Harâmdan
cilbâb [gömlek] giyen erkeğin namazları kabûl olmaz.) [Bezzâr]
(Hayâ cilbâbını
[örtüsünü] çıkarandan [aleyhinde] söz etmek gıybet olmaz.) [Beyhekî]
Bu hadîs-i
şerîflerde bildirilen cilbâbın çarşaf demek olmadığı, herhangi bir örtü olduğu
açıkça görülmektedir. Cilbâbın çarşaf değil, dış elbise olduğu tefsîr
kitaplarında da yazılıdır. Birkaçı şöyle:
Cilbâb, baş
örtüsünden daha geniş ve gömlekten kısa olan örtüdür. Yüzü ve bedeni örten her
örtüye denir. (Ebüssü'ûd tefsîri)
Cilbâb,
kadınların giydileri tek parça örtüdür. (Celâleyn)
Cilbâb, göğse
kadar inen baş örtüsüdür. (Rûh-ul-beyân)
Cilbâb, bedeni
baştan aşağı örten çarşaf, ferâce, câr gibi dış kisvedir. (Elmalılı)
Cilbâb, dışa
giyilen örtüdür. (Tibyân)
Cilbâb,
milhâfe, uzun entâri veya baş örtüsü demektir. (El-Envâr)
Kadın ve
başörtüsü
Nûr sûresinin
31. âyet-i kerîmesinde, (Kadınlar, baş örtülerini yakalarının üzerine
örtsünler) buyuruluyor. Eğer kadınlar çarşaf giyselerdi, baş örtüsünü yakanın
üzerine örtmekten bahsedilmezdi. Bir de fıkıh kitaplarına bakalım!
Erkeğin
hanımına vermesi vâcib olan nafaka, yemek, kisve [elbise] ve meskendir. Kisve
ise, himâr ve milhâfedir. (Bahr)
Himâr, baş
örtüsü, Milhâfe, dış örtü demektir. Buna eskiden ferâce denirdi. Şimdi ise
manto deniyor. Erkeklerin giydiği örtüye de milhâfe denmektedir. Hz. Enes'in
rivâyet ettiği hadîs-i şerîfte, (Resûlullah, milhâfesini evde giyerdi)
buyuruluyor. (Hatîb)
Herkesin çarşaf
giydiği bir yerde, birkaç kadının manto giymesi fitneye sebep olacağından uygun
olmadığı gibi, manto giyilmesi âdet olan yerlerde de çarşaf giyilmesi uygun
olmaz. Çünkü bir yerde âdet olan şeyler giyilmezse, gösteriş ve şöhret olur,
fitneye sebep olur. Hadîs-i şerîfte (Fitneyi uyandırana la'net olsun)
buyuruldu. (Hadîka)
Nefsi hor görmek
Nefsimize zor
gelse de, dinimizin emîrlerini yapmaya çalışmak lâzımdır. Hadîs-i şerîfte
buyuruldu ki: (Nefsini hor gören dinine değer verir, nefsini azîz gören dinini
horlamış olur. Dinin ise azîz olması gerekir. Nefsini besleyen dinini
zayıflatmış, dinini besleyen, dinini de nefsini de beslemiş olur.) [Ebû Nuaym]
Kadınların kapanması :
Kadınların tesettürü
kesin olarak açıklanmıştır. Tesettürle ilgili âyet-i kerîmeleri Peygamber
efendimiz açıklamış, âlimler de bizlere bildirmiştir. Bu husûstaki tartışmalar
kasıtlıdır.
Kur'ân-ı
kerîmde genel olarak herşey, kısa olarak bildirilmiştir. Bunları Peygamber efendimiz
açıklamış, o günden beri uygulanmıştır.
Kur'ân-ı
kerîmde (Sakın ana-babana öf deme) buyuruluyor. (İsrâ 23)
Bir kimse,
ana-babasına öf demese, fakat sopa ile dövse, sonra da (Ben öf demediğim için,
Kur'ânın emrine uydum) dese, bu kimse Kur'âna uymuş mu oluyor? Âyet-i kerîmenin
ma'nâsı, (Ana-babanızı üzmeyin hattâ onlara öf bile demeyin) demektir.
(Beydâvî)
Bunun için
Kur'ân-ı kerîmdeki bir âyetin hükmünü öğrenmek için Kur'ân tercümesine bakmak
çok yanlış olur. Herkes Kur'ân-ı kerîmden hüküm çıkarabilseydi, hadîs-i
şerîfler lüzûmsuz olurdu.
Hırsızlık
suçtur. Bir hâkim, kanûnları esâs almadan, sırf Anayasa'ya göre bir hırsıza
cezâ veremez.Çünkü hırsızlığın cezâsı açıkça Anayasada bildirilmemiştir. Birçok
hükümler kanûnlarla açıklanmıştır.
Bunun gibi, dinimizin
bir hükmünü öğrenmek için herkes Kur'ân-ı kerîme bakıp anlıyamaz. Kur'ân-ı
kerîm, hadîs-i şerîflerle açıklanmıştır. Hadîs-i şerîfleri de anlamak büyük
ilim işidir. Bunları da İslâm âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye
Kur'ân tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Bir okuyucu "Kur'ân
tercümesi, okuyarak dinsiz oldum" diye acı bir itirafta bulunmuştu.
Tıp kitâbı
okuyarak, ilâç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kur'ân tercümesinden
hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilâç kullanan
ölebilir. Fakat yanlış hüküm çıkaran îmânını kaybedip, sonsuz azâba düşebilir.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Kur'ânı kendi
görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hatâ etmiştir.) [Nesâî]
(Kur'ânı kendi
görüşüne göre tefsîr eden kâfir olur.) [M.Rabbânî]
Kur'ân-ı
kerîmde buyuruluyor ki:
[yabancı
erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen
kısmı hâriç, zînetlerini [zînet takılan yerlerini] göstermesinler,
başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nûr
31]
Bu âyet-i
kerîmeden kadınların başörtüsünü sadece yakasına örteceği, baş ve vücûdunun
diğer yerlerini örtmenin lâzım gelmediği anlaşılabilir. Gözünü neden sakınacak,
ırzını nasıl koruyacak, zînetten maksat nedir? Kına, sürme boya mıdır, altın,
gümüş gibi zînetler midir? Bu husûslar açık değildir, hadîs-i şerîfle
bildirilmiştir. Bir âyet-i kerîme de şöyle: (Ey Nebî, hanımlarına, kızlarına ve
mü'minlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] cilbâblarını [dış elbiselerini] giymelerini
söyle! Bu, onların tanınıp, ezâ edilmemelerine daha uygundur.) [Ahzâb 59]
Bu tercümeye
bakıp "Kadın, tanınıp ezâ edilmemesi için dış elbise giyer. Tanınıp ezâ
edilmezse, çıplak gezebilir" diyenler çıkmıştır. Bu âyetleri Resûl
aleyhisselâmın nasıl açıkladığına bakmalıdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Kadının [yüz
ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir) [Mecma'ul-enhür, El-mugnî]
Bu hadîs-i
şerîfte kadının tesettürü açıkça, bildiriliyor. Kur'ân-ı kerîmin 17 yerinde
Resûlullaha (De ki, bana tâbi' olun) buyuruluyor. Allahü teâlânın Resûlüne
tâbi' olup O'nun bildirdiği şekilde tesettüre riâyet etmelidir!
Hz. Esmâ, ince
elbise ile gelince, Resûlullah baldızına bakmadı. Mübârek yüzünü çevirip (Yâ
Esmâ, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve elleri hâriç, vücudunu
erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebû Dâvüd)
Hz. Âişe
buyurdu ki: (İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince,
hemen futalarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhârî, Nesâî)
Kadın avrettir,
tesettürü farzdır. Âyet-i kerîmeyi kendi görüşüne göre tefsîr edip bu farzı
inkâr etmek küfürdür.
Bir kadın açık gezse kâfir olmaz. Fakat kapanmanın lüzûmsuz
olduğunu söylerse kâfir olur. Günâh ile küfür farklıdır. Eyyâmcı bir gazete,
küfrü, günâhtan çok küçük görüp, Acem profesörün tesettürü inkâr eden yazısını
yayınlama gaflet ve dalâletinde bulunmuştur. Böylelerine aldanmamalıdır.